
İşitme kaybı, sesleri algılama yetisindeki tam veya kısmi azalma durumudur ve halk arasında işitme kaybı, duyma kaybı veya sağırlık olarak da adlandırılır. İşitme kaybı, tek bir nedene bağlı olmayıp pek çok biyolojik ve çevresel faktöre bağlı olarak gelişebilir. İşitme kayıplı çocuklar, işitme yetersizliklerinin özelliğine bağlı olarak gelişim sürecinde bazı farklılıklar gösterebilir; ancak bu, onların işiten akranlarından tamamen farklı oldukları anlamına gelmez. Doğumdan sonraki ilk aylarda işitme kayıplı çocuklar normal işiten akranlarına benzer gelişim gösterirken, yaş ilerledikçe dil alanındaki sınırlılıklar belirginleşir.
Dil gelişimi, işitme kaybı olan çocuklarda en çok etkilenen alanlardan biridir. Sesleri işitemeyen ve sözel uyaranları algılayamayan çocukların dil kazanımı tam olarak gerçekleşemez. Başlangıçta ürettikleri sesler zamanla azalır, taklit yetenekleri ortadan kalkar ve ses üretimleri hem nitelik hem nicelik açısından farklılaşır. İşitsel algı eksikliği, çocuğun işitme kaybının derecesine bağlı olarak değişen sonuçlar doğurur.
İşitme kaybının, bireyin konuşma ve dil gelişimini olumsuz etkilemesi nedeniyle erken dönemde fark edilmesi ve tanılanması büyük önem taşır. Dil ve konuşma gelişimi, işitme kaybının tanısı, işitme cihazının takılma yaşı ve eğitime başlama yaşı gibi faktörlere bağlı olarak farklılık gösterir. Doğuştan veya sonradan ortaya çıkan ileri derecede işitme kaybı yaşayan çocuk ve yetişkinler, uygun kriterleri karşılıyorsa koklear implant ile desteklenebilir.
Hafif, orta veya orta-ileri dereceli işitme kaybı olan çocuk ve yetişkinler, 15–65 dB aralığındaki bazı konuşma seslerini işitemedikleri için konuşma ve artikülasyonlarında zorluk yaşayabilirler. Bu kişiler mutlaka kendilerine özel olarak ayarlanmış işitme cihazı ile cihazlandırılmalı ve cihazlandıktan sonra dil, konuşma ve iletişimsel becerilerinin geliştirilmesi için Dil ve Konuşma Terapisi almaları gerekmektedir.
